Öğrencilerimizin Ayrılık Kaygısı Öyküleri :(

Eren’in Öyküsü

        Eren anaokuluna yeni başlamış. İlk gün annesi onu okula bırakıp gittiğinde, korku ile etrafına bakınmış. Okulda hiç kimseyi tanımıyormuş. “Annem beni almaya gelmezse, bu yabancı yerde ben ne yaparım…’’diye korkup, ağlamaya başlamış. O sırada öğretmenlerden biri, Eren’in yanına gelmiş. Onunla konuşmak ve kucağına almak istemiş. Ama Eren öğretmeni iterek, daha yüksek bir sesle ağlamaya başlamış ve gün boyu oturduğu yerden de hiç kalkmamış. Annesinin gelip onu alacağına inanmıyor, gece de okulda kalırsam diye korkuyormuş. Hiçbir şey de yemek istememiş. Annesi Eren’i okuldan almaya geldiğinde, orada ağlar bulmuş. Telaşla, “Ne oldu sana…’’diye sormuş. Eren, “Anneciğim beni almaya gelmeyeceksin sandım ’’demiş. Annesi “Hiç öyle olur mu, her gün işim biter bitmez seni alacağım’’diyerek, sarılıp Eren’i götürmüş.

                 Eren, ertesi gün ağlayarak okula gitmiş. Bir gün önce oturduğu yere oturup, “Okulda kalmak istemiyorum’’diye yine ağlamaya başlamış. Öğretmeni yine yanına gelmiş. “Hoş geldin Eren’ciğim’’diyerek yanaklarından öpmüş. Öğretmen Eren’e o kadar tatlı gülümsemiş ki, bu kez Eren, öğretmeni itmemiş. Öğretmen Eren’e “Haydi birlikte sınıfa gidelim’’demiş ve birlikte sınıfa gitmişler. Ama Eren çocukların yanına oturmamış, öğretmenin yanına oturmuş ve çocukların neler yaptıklarına bakmaya başlamış. Çocuklar hamur gibi bir şeyden, çeşitli oyuncaklar, minik hayvanlar yapmışlar. Bu Eren’in o kadar çok hoşuna gitmiş ki, vaktin nasıl geçtiğinin anlamamış. Bir de bakmış ki, annesi onu almaya gelmiş. O günden sonra, Eren okulu sevmeye başlamış. Artık annesinin onu her gün gelip alacağını da anlamış. Gerçekten de okulda vakit çok güzel geçiyormuş. Öğretmenler çocukları çok seviyormuş. Okulda çeşit çeşit oyuncaklar varmış, orada her gün yeni yeni şeyler öğreniyormuş. Üstelik Eren’in bir sürü de arkadaşı olmuş… Bizim Eren de okulu en çok seven çocuklardan biri olmuş.


Elif’in Öyküsü

Elif ve Emre adlarında iki kardeş varmış. Bunlardan Elif büyükmüş, 4 yaşında imiş. Emre daha küçükmüş, yürümeye bile yeni başlamış. Elif’in anaokuluna başlamaya yaşı gelmiş. Oysa Emre daha küçük olduğu için, onu anaokuluna almıyorlarmış. Ama Elif de anaokuluna gitmek istemiyor; evde kalmak, annesi ve Emre ile oynamak istiyormuş. Annesi ve babası ise anaokuluna gitmesi gerektiğini, bütün yaşıtlarının anaokuluna gittiğini söylüyorlarmış. Üstelik, Emre de büyüyünce anaokuluna gidecekmiş.

             Bir gün babası Elif’i anaokuluna götürmüş, okulu gezdirmek istemiş. Ama bizim Elif bir türlü içeri girmek istememiş, “Bu okulu sevmedim, gelmek istemiyorum. . . ” diye ağlamaya başlamış. Babası ne yapacağını şaşırmış. O sırada okuldaki öğretmenler yanlarına gelmişler. Öğretmenlerden birisi, “Elif’çiğim sadece okulu gezmeni istiyoruz, okulu görmeden sevip sevmediğini anlayamazsın ki. . .” demiş. Öğretmenlerin hepsi çok tatlı imiş. Üstelik çocukları çok sevdikleri de belli oluyormuş. Çünkü, okula gelen bütün çocuklar öğretmenlerine koşuyor, sizi çok özledik diyerek, sarılıyorlarmış. Öğretmenler de “Bizde sizleri çok özledik” diyerek, onları öpüyorlarmış. Öğretmenlerin çocukları sevdiklerini anlayınca, bizim Elif’in ağlaması azalmış, öğretmenler ve babası ile birlikte okulu gezmeye karar vermiş. İlk önce oyun odasına gitmişler, burada çeşit çeşit oyuncaklar varmış. Yemek odasına gittiklerinde, Elif orada minicik sandalyeler ve masalar görmüş. Okulun duvarlarına da Elif’in çok hoşuna giden renk renk resimler asılıymış. Hele yatak odasında tam Elif’in boyuna göre yapılmış yataklar da çok güzelmiş, üstelik çok da rahata benziyorlarmış, Odalardan birinde ise siyah perdeler varmış. Öğretmen“Bu odada çocuklara çizgi film gösteriyoruz” demiş Elif bunu duyunca çok sevinmiş, çünkü çizgi film seyretmeyi çok severmiş.

                 Sonunda Elif anaokuluna gitmeye karar vermiş. Babasına, “Ben bu okulu sevdim, buraya gelmek istiyorum, Emre’yi de büyüyünce bu okula getirelim” demiş.


Kerem’in  Öyküsü

Babası Kerem’i o gün ilk kez anaokuluna getirmiş. Kerem korka korka etrafına bakınmış. Bu yabancı yerde hiç kimseyi tanımıyormuş. Babasına yavaşça “Ne olursun beni burada bırakma” demiş. Babası, “Burada kalman gerekiyor, üstelik burası çok da güzel bir yer, çeşit çeşit oyuncaklar bir sürü de arkadaş var” demiş. Ama Kerem yine de babasını bırakmak istememiş, sıkı sıkı elini tutmuş. O sırada yanına gelip, ona okulu gezdirmek isteyen öğretmenin yanına gitmemiş bile. . .  Babası gitmek  isteyince, sesini yükselterek bağıra bağıra ağlamaya başlamış. Babası onu okula bırakıp bir türlü işe gidememiş.

             Okuldaki öteki çocuklar, Kerem’in bağıra bağıra ağlamasına çok şaşırmışlar, neden ağladığını merak etmişler. Bu arada, okulu çok sevdiği için okula en erken gelen çocuklardan biri olan Ali de Kerem’in neden ağladığını merak etmiş. Bisikleti ile Kerem’e yaklaşmış. Kerem’in babasından ayrılmamak için ağladığını anlayınca çok şaşırmış. Kerem’e “Ağlama, alışınca bu okulu çok seveceksin” demiş. “Gel istersen, biraz bisiklete bin” diyerek, Kerem’e başka bir bisiklet getirmiş. Kerem bisiklete binmeyi çok severmiş, babasını elini bırakıp bisiklete binmiş, beraber Ali ile dolaşmaya başlamışlar. Bir taraftan da konuşuyorlarmış. Kerem Ali’yi ve bisikletle okulu dolaşmayı o kadar sevmiş ki, babasının ona hoşça kal diyerek gittiğini fark etmemiş bile. . . Akşam babası onu almaya geldiğinde Kerem çok mutlu imiş. Ertesi gün Ali ve bisikleti yeniden görebilmek için erkenden anaokuluna gitmiş. Ondan sonra da Kerem anaokuluna en erken gelen çocuklardan biri olmuş.


Ayça’nın Öyküsü

Ayça o gün ilk kez anaokuluna gidecekmiş. Annesi onu erkenden uyandırmış, ona güzel bir kahvaltı hazırlamış ama, Ayça’nın canı hiç bir şey yemek istemiyormuş. Aslında canı okula da gitmek istemiyormuş. Ama okula gitmek istemediğini annesine söylememiş. Kahvaltıdan sonra okula gitmişler. Okulun kapısına geldiklerinde Ayça ağlamaya başlamış. Çünkü okuldaki öğretmenleri tanımıyormuş. Öğretmenlerin, annesinin sevdiği kadar onu sevmeyeceklerinden, ona iyi davranmayacaklarından korkuyormuş. Bu yüzden annesinden ayrılmak istememiş. Annesi bir türlü onu kucağından indirememiş. O sırada yanlarına çok sevimli bir öğretmen gelmiş. Ayça’nın yanaklarından öpmüş, “Sen ne kadar tatlı bir kızsın, seni çok sevdim” demiş. Ayça’nın korkusu biraz azalmış, ama yine de tam geçmemiş. “Kötü bir şey yaparsam bana çok kızar” diye düşünüyormuş. Öğretmenle birlikte çocukların yanına gitmeye razı olmuş ve diğer çocuklarla öğretmenin anlattığı bir masalı dinlemeye başlamış masalı dinlerken Ayça’nın çişi gelmiş, tuvalete gitmek istemiş ama, ”Ya kızarsa. . .” diye öğretmene söyleyememiş. Sonunda dayanamayıp, altını ıslatmış. “Eyvah, ben şimdi ne yapacağım, öğretmen bana çok kızacak. . .” diye korkmuş ve ağlamaya başlamış.

                    Ayça’nın ağlamasını duyan öğretmen, onun yanına gelmiş. Altını ıslattığını anlayınca da hiç kızmamış “Ayça’cığım böyle kazalar olur, üzülme, bana söyleseydin seni hemen tuvalete götürürdüm” demiş. Okuldaki teyzelerden biri gelip Ayça’nın elbiselerini değiştirmiş. Öğretmenin kendisine hiç kızmadığını anlayan Ayça çok rahatlamış, bütün korkusu geçmiş. Öğretmenini de çok sevmiş. O günden  sonra Ayça her gün isteyerek okula gelmiş. Bir şeye canı sıkılınca da hemen gelip öğretmeni ile konuşuyormuş.


Can’ın Öyküsü

Can o gün ilk kez anaokuluna gidecekmiş. Annesi ona anaokulunda başka çocukların da olduğunu, hep birlikte çeşitli oyunlar oynayacaklarını anlatmış. Ama Can anaokulunda öbür çocuklar onunla oynamayacak, kimse ona oyuncak vermeyecek diye korkuyormuş. “Keşke evde kalsam da, kendi oyuncaklarımla istediğim gibi oynasam” diye düşünüyormuş.

            Anaokuluna gittiklerinde annesinin elini sıkı sıkı tutmuş. “Anneciğim ben burada kalmak istemiyorum” demiş. Annesi “Can’cığım benim işe gitmem gerekiyor, seni işe götüremem ki” demiş ama Can bir türlü annesinin elini bırakmamış ve avaz avaz ağlamaya başlamış. Annesi bu duruma çok üzülmüş, ne yapacağını şaşırmış. Tam o sırada okuldaki çocuklardan sevimli bir oğlan Can’ın yanına gelmiş. “Sen yeni mi geldin, senin ismin ne, benimki Alp” diyerek kendini tanıtmış. Can’da ona ismini söylemiş. Alp, “Can seninle, arkadaş olalım” demiş. Can Alp’i sevmiş, okulda arkadaşsız kalmayacağını anlamış. Üstelik Alp’in elindeki oyuncaklar da çok hoşuna gitmiş. Birlikte oynamaya başlamışlar. Annesi Can’a  “Akşam seni alırım, diyerek gitmiş. Can da annesine “Güle güle” dedikten sonra hemen Alp’le oynamaya koşmuş. O ilk günden sonra Can her gün sevinerek okula gitmiş.


Nazlı’nın Öyküsü

Nazlı 3,5 yaşına gelmiş ama, annesinin kucağından hiç inmiyormuş. Annesi nereye gitse o da peşinden gidermiş. Anaokuluna başladığı ilk gün yine annesinin kucağından inmek istememiş. Öğretmeni onu annesinin kucağından zorla almış. Ama Nazlı öğretmeninin kucağında bile annesine gitmek istiyormuş. Öğretmen onu bir türlü arkadaşlarının yanına götürememiş. Çünkü Nazlı annesi gittikten sonra da o gün , saatlerce ağlamış. Daha sonraki günler bu kez de öğretmeninin yanından hiç ayrılmamış. Öğretmeni nereye gitse, o da peşinden gidiyormuş. Öğretmenini göremeyince de ağlamaya başlıyormuş. Ama öğretmeni ona hiç kızmıyormuş. Sadece arkadaşlarıyla beraber olması gerektiğini, ondan başka tüm çocukların birlikte oynadıklarını söylüyor ve Nazlı’ya da onlarla oynayacak olursa, bu işten çok hoşlanacağını anlatıyormuş.

               Günlerden bir gün okula çocukların daha önceden hiç görmedikleri bir abla gelmiş. Nazlı’nın öğretmeni bu ablanın çeşitli oyunlar, danslar öğreteceğini söylemiş. Okuldaki bütün çocuklar bu habere çok sevinmiş. Ama bizim Nazlı’nın suratı asılmış, çünkü o öğretmenin den ayrılıp, o ablanın yanına gitmek istemiyormuş. Nazlı’nın gelmek istemediğini fark eden abla, “Nazlıcığım, öğretmeninde bizimle oynayacak “Sen de bize bak” demiş. Herkes el ele tutuşup oynamaya başlamışlar. Çocukların çok eğlendiklerini gören Nazlı, dayanamamış öğretmeninin elinden tutup o da oyuna girmiş. Tüm çocuklar neşe içinde şarkılar söyleyip,dans ediyorlarmış. Bu sırada Nazlı’nın öğretmeni oyundan ayrılmış, ama Nazlı o kadar eğleniyormuş ki bunu fark etmemiş bile. . .

              O günden sonra Nazlı, öteki çocuklarla ve başka öğretmenlerle birlikte olmanın güzel bir şey olduğunu anlamış ve hep öğretmeninin peşinden gitmekten vazgeçmiş. Nazlı’nın okuldaki çocuklarla oynamaya başlamasına öğretmeni de çok sevinmiş.

Nazlı artık sabahları okula hiç annesinin kucağında gelmiyormuş. Akşam eve dönerken de annesinin kucağına bir daha çıkmıyormuş. Eve geldiğinde okulda öğrendiği oyunları oynayarak şarkılar, söyleyerek annesini eğlendiriyormuş. Annesi de Nazlı’daki bu değişiklikten çok mutlu oluyormuş.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

             

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SANCAKTEPE ŞUBEMİZ

Kemal Türkler Mahallesi Palamutdere Caddesi Akyol Sokak No:13
SANCAKTEPE / İSTANBUL

0216 443 45 63

0553 720 80 93

ÇEKMEKÖY ŞUBEMİZ

Madenler Mahallesi Soytürk Sokak No:7

ÜMRANİYE / İSTANBUL

0216 443 45 63

0553 720 80 93